Biri Bana Anlatsın - Yeşilçam lar bardak olmuş…
Yeni sezonun ikinci programının konu veya konukları pek bir yanlış oldu. Bence sunucular ve hatta NTV, bu programın hiç yapılmamış olmasını isterdi…
Polemik, popülizm ve hamaset dolu faydasız konuşmalar bazılarını duygulandırmıştır belki ama beni sadece rahatsız etti.
Bir yerden; “Filmler bir ayda banyo ediliyordu, bu sebeple tekrar çekim yoktu ve sonuç ancak bir ay sonra görülebiliyordu.” gibi mantıksız bir bahane ortaya atılırken; öte yanda “Video çekimi de yapılıyordu, ve çekim sonrası tekrar izlenebiliyordu.” bilgisi geliyor… Fakat bu ikinci bilgi yüksek sesle belirtilmiyor; “körler sağırlar, birbirini ağırlar” a devam ediliyordu.
Sorularda negatif bir yön yokken; devamlı bir yargılanma ve bu sebeple de savunma içgüdüsüyle cevaplar verildi. Verilen cevaplar (hele sonlara doğru); manipülatif “nostalji” ve “Eskiden şöyle güzeldi, böyle saftı, dostluk, barış, sevgi vardı…” sözlerini aşamadı. Bilgisel katkı beklerken, goygoy ve pohpoh dışında birşey çıkmadı maalesef.
Seyircileri alkışlatarak haklılık ilanı olmamalı. Zaten her alkışlanan doğru olsaydı, dünya yaşanmaz bir hal alırdı. Bu arada konukları izlemek için gelmiş seyircilerin uyarılmaları durumunda alkışlamaları kadar doğal birşey yok aslında. Fakat bazen seyirciler bile şaşırdılar “Bizi seviyorsunuz di mi? Hadi alkışlayın da gösterin amcalara bizim ne kadar “haklı”?! olduğumuzu…” imalarına.
Bu arada reklam sonraları ekrana gelen soru panosundan da bahsedilmeli. Bu haftaki sorular da ilk programdaki gibi çok kısırdı. “Neden…?” diye sormadan önce güzelce düşünülmediği zaman, sorular hiç te keyif verici olmuyor. Biri Bana Anlatsın gibi canlı ve hızlı bir programın temposunu düşürmekten başka bir işe yaramaz bu gibi sıkıştırma bölümler. Örneklendirelim. Aklımda kalan iki abes soru…
“Neden kötü adamlar üzüm yerler de, erik ve çilek yemezler?” - Fikir: Filmlerdeki kötü adamların üzüm yemediği filmler çoğunluktadır. Padişah, kral durumlarında üzümün kullanılması ise; yukarıdan ağza sarkıtılarak yenecek daha uygun bir meyve olmamasıdır. Ve tabi ki; bırakın erik yemenin, armut yemenin bile sinematik(veya kinematik) bir yanı yoktur. Çileğin vardır biraz ama kötü adama uymaz.
“Yeniden yaratılan kadın neden her seferinde dubleks evin merdivenlerinden iner?” - Fikir: Dünya sinemasında da vardır bu ve aslında çok ta mantıklıdır. Güzellik yarışmalarında da genellikle merdivenlerden inilir. Yeniden yaratılan kadın ekrana yavaş yavaş girmelidir ve bunun en güzel yolu da üst kattan aşağıya kayar gibi yürümektir. Bu gibi yeniden yaratılan kadınların; ekseriyetle zengin bir evde ifşa edilmesi de bu tezgaha uyar.
Neden diye sormadan önce “Alternatif nedir?” diye düşünülmezse; anaokulda meraklı gözlerle sorulan sorulardan öteye geçilemez. Bari biz düşünelim başka nasıl olabilir diye… Kapıdan zart diye girse olmaz. Asansörle sahneye çıksa veya bir iple aşağıya sarksa da olmaz. E uzaklardan kameraya doğra yürümesi de manasız… En iyisi taze yaratık kadın, yavaşça merdivenlerden süzülsün. İyi fikir…
Çok önemli bir kanalda, prime time programına ara “sabit ekran” sorular hazırlamak için biraz daha “beyin cimnastiği” gerekir. Her okunduğunda “Bu mudur yani?” dedirten; izleyicilerin hepsinde bir tane bulunan mucizevi beyni zorlamayı bırak, insanları gülümsetmeyi bile başaramayan bu sorular bölümü külliyen kaldırılsa yeğdir…
İkili parodi dışında (ki beraber çok iyiler), tatmin etmeyen ve tüm konuklar yerine oturduktan sonra dayanılmaz bir eziyete dönüşen; soruların cevapsız kaldığı bir “Biri Bana Anlatsın” vardı bu sefer…