Anneler Günü alışverişine; “Hadi Babalar” gazı…
Reklam, tam da böyle birşey işte…
Amaç; bir malı, hizmeti, fikri pazarlamak ve satmak. Bu; reklam sektörünün bir kuralı olduğu gibi, hayatımızın da temellerinden biri. Eminönü meydanında, 10′lu çorap satmaya çalışan karışık sakallı adamlar da aynı şeyi yapmaya çalışıyor; lüks spor otomobil veya pırlanta pazarlayan köklü şirketler de.
Bizden oy, para, zaman vb. herhangi birşey talep edenler; bir şekilde bizi inandırmak, yani fikirlerini bize satmak zorundadırlar. Serbest piyasadaki her satış, pazarlama içerir. Pazarlama ve satış arzusu ne kadar büyükse de, tanıtım için o kadar fazla ahlaki kural çiğnenebilir.
İşte tam bu noktadaki önemli sorular: Reklamlar “birileri” tarafından kontrol edilmeli mi? Bu “kontrol makamları“, biz tüketicileri şefkatli kollarına alıp, bizi piyasanın uyanıklarından korumalı mı? Akıl yürütmemiz gereken durumları, çeşitli kurallarla azaltıp; düşünme eylemimizi bile bazı erklere ihale etmeli miyiz?
Benim açımdan çözüm çok basit: Zekamı küçük düşüren bu gibi korumacı zihniyetlerin oluşturduğu tüm sistemler ortadan kalksın ve tüketiciye tek bir şey söylensin: “Reklamlarda yanlış ve hatta yalan söylemler kullanılabilir.”
Böylece birçok sorun da çözülmüş olur. Fakat tabi ki; biz tüketicilerin üzerine de çok önemli bir yük düşer: Aklımızı kullanmak
Zaten; birilerini korumak için reklamlara müdahele edildiği zaman, dünyanın her yerinde benzer komik durumlar ortaya çıkıyor: Alttan jet hızıyla geçen, okunabilse bile kafa karıştırmaktan öteye gidemeyen altyazılar; ne dediği anlaşılmayan, hızlı şipşak açıklamalar yapan aceleci sesler…vb.
Duygu sömürüsünün çocuk eliyle yapıldığı, birçok aile kavgasına sebep olabilecek aşağıdaki reklam yayınlanabiliyorsa, her tür reklam da yayınlansın bence. Yaratıcı zeka, özgürce çalışsın. Ve tabi ki biz de; tüketici olarak harcamalarımızı yaparken dikkatli olalım.
Bu reklam, şirketinin küçük tek taş pırlanta satışlarını arttırır mı bilemem; ama vicdanı rahatsız eden duygu taciri tekniklerin kullanıldığı reklamlar yayınlanabiliyorsa ve kimsenin buna bir itirazı yoksa, reklamlar neden “denetlensin” ki?
Sonuç: Reklamlar hala ve her yerde yalan yanlış bilgilerle dolu, manipülasyon genel olarak kullanılıyor ve hukukçuları, danışmanları olanlar her tür denetimden kurtulabiliyor. Yani otorite; şirketleri, işi kitabına uydurmaya yönlendiriyor.
Birileri, sübjektif kıstaslarla denetleme yapmaya çalıştığı zaman; adalet te o kişisel doğrulara göre dağıtılıyor ne yazık ki…