‘Reklam Kritik’ Kategorisi için Arşiv

Alarko Carrier abisi: “Her işin uzmanı biziz, biz ne iş olsa yaparız.”

Salı, 14 Kasım 2006

Reklamda teknik bir kısım olmaması, aktörün oyunculuğunu ister istemez ön plana çıkarıyor. Zaten reklamın popülerliği de, oyuncunun “samimiyeti”ne ve “inandırıcılığı”na bağlı.

Makamında oturup ahkam kesen esnaf, o kadar inandırıcı ki; bir yandan tebessüm ediyoruz, bir yandan da bahsi geçen konularda abiyle ortak iş yapmak istiyoruz.

Halbuki reklam, yırtık girişimcinin güvenilirliğini sorgulatmaya çalışıyor. İzleyici ise, beyaz saçlı abiyle özdeşleşiyor ve hatta ona güveniyor. Zaten altı üstü “uydu alıcı verici”. Hepsi Uzakdoğu’da üretiliyor sonuçta…

Alarko Carrier ‘ın diğer basitlik abidesi anekdot reklamlarıyla karşılaştırıdığında, bu reklam oldukça başarılı görünüyor. Fakat reklamın felsefesi, bir esnaf cenneti olan Türkiye’ye uymuyor.

Tema olarak kayda değer bir etkisi olmasa da, marka bilinirliği açısından kesinlikle başarılı bir yapım. Fakat bu, reklamın etkisinin öngörülenden çok farklı olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Ek: Bir ara www.alarko-carrier.com.tr adresinden ulaşmaya çalışmıştım Alarko Carrier yetkililerine. Fakat “Erişim” sayfasına baktığımda; GENEL YÖNETİM MERKEZİ, MÜŞTERİ DANIŞMA HATTI, ANA ÜRETİM TESİSLERİ, PAZARLAMA ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ, İSTANBUL MAMUL SATIŞ ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ, RADYATÖR ÜRETİM TESİSİ, ANKARA BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ, İZMİR ŞUBESİ, ADANA BÜROSU ve son olarak ta ANTALYA BÜROSU erişimlerinin hepsinin aynı eposta adresi olması ilginçti: info@alarko-carrier.com.tr

Bu eposta adresine gönderdiğim mesaja da cevap alamayıp defteri kapamıştım. Aylar önce de erişim adresleri böyleydi, şimdi baktım hala aynı.

Büyük şirketler bunlar, böyle olur mu? Reklamdaki abinin bile daha fazla eposta adresi vardır…

Whirlpool şelalesinde uçan gömlekler… Peki ya Ariston Aqualtis reklamı?

Perşembe, 19 Ekim 2006

Ariston’un ödüllü reklamıydı. Çamaşır makinesinin içinde bir dünya vardı. Deniz canlıları, çeşitli çamaşırlarımızın animasyonlarıyla harika biçimde canlandırılmışlardı. Vatoz veya kurt başlı yılan balığımız müren bile çamaşır makinesi dünyasının bir ferdiydi. Whirlpool reklamındaki gömleklerin sadece kolları deniz bitkilerini temsil ediyordu. Deniz anaları, balıklar, deniz kaplumbağası gibi sayısız yaratıcı animasyon bulunan reklam; Cannes’da aldığı ödülü fazlasıyla hakediyordu.

Oldukça tamamlayıcı ve yaratıcı müziğiyle beraber; Türkiye’deki reklam kampanyası çok daha uzun süreli olabilirdi bence. Hele şu anda tekrar tekrar, haftalarca yayınlanan ve resmen rahatsız edici reklamlara da alternatif olurdu.

Başarılı işlerden esinlenmek daha kolay oluyor. Whirlpool’un uçan gömlekleri, Ariston reklamından “esinlenmiş” gibi geldi bana. Denizin içi değil, dışı bu sefer. Suyu da şelale temsil ediyor. Fakat yine çamaşır, yine hayvan, yine animasyon…. Ve rakip Ariston’un reklamları pek yakında yayınlanmıştı…

Şelalede uçan gömlekler, Ariston reklamındaki çeşitliliğin yanına bile yaklaşamamış. Ve bu kadar acele bir “esinlenme”… “Neden?” sorusunu akla getiriyor…

Turkcell Cellocan : “Gözüme toz kaçtı da…”

Cumartesi, 16 Eylül 2006

Oyuncular ve sesler çok doğal. Kamera açıları ve geçişleri, dar alanlarda kompozisyonun çok daha önemli ve zor olmasına karşın başarılı. Harika cümleler, tonlamalar, vurgular…

İç ve dış alanların bağdaştırılması (iç dış ışık, sallanma eksikliği…) daha iyi olabilirdi belki ama göz önündekiler oldukça güzel.

Ufaklığın başarısında yönetmenin katkısı çok tabi ki, fakat küçüğün mimikleri de çok başarılı. Ağlamaz mağrur hanımefendi yüzü de var, sevimli güleç heidi tipi de…

Erkek karakter “doğal” oynuyor. Hatta reklamın sonunda; “Yahu sen ne kadar da sevimli bi veletsin, dur bi mıncıkliim seni… neyse boşver, kameranın önünde treni boş bırakmayalım, yakmayalım emekliliği.” rolü kusursuz gibi geldi bana.

“Çekmez cellocan’ım, çekmez.” deyişine karşılık kızcağızın biraz saykadelik de olsa “Turkcell’le bağlan hayata.” sloganını hatırlatması hem reklama hem de kampanyaya katkıda bulunmuş.

Bu reklam, üretimine harcanandan çok daha fazlasını Turkcell’e kazandırmıştır bile.

Erpen Artı İki ve iki milimetrenin getirdikleri

Salı, 12 Eylül 2006

Reklamın bir araştırmaya dayandığından bile şüpheliyim, fakat bir deney yapılmış olsa bile iki milimciğin ciddi bir fark yaratması şaşırtıcı olurdu.

Elde kesin kanıtlar olmasa da reklamda yapılan bir grafik oyunu rahatlıkla eleştirilebilir. Reklamın sonundaki grafikler enerji kullanımının ve gürültünün (db) üçtebire düştüğünü gösteriyor. Bu en nazik deyimle dezenformasyondur. Hiçbir bilimsel yeterlilik bulunmasa da, enerji sarfiyatında oluşan 2/3 lük azalmanın gerçekçi olamayacağı söylenebilir.

Jilet reklamlarında da bu tutarsızlık bulunmaktaydı, fakat en azında ürünlerde yüzdesel olarak ciddi farklar bulunuyordu. 3 jilet; 2 jiletten %50 daha fazlaydı. 70 mm. ile 72 mm. arasındaki fark ise biraz önemsiz gibi.

“Ne kadar kalın, o kadar güzel ve teknolojik.” mantığı çok durumda yanlıştır zaten…

Vichy Dercos Aminexil SP94 ‘ün placebo testi…

Pazartesi, 11 Eylül 2006

Saç tellerimizi sayborglara benzetip saç “kas”larımızı gelişir gibi gösteren Fight Club introsu tarzındaki animasyonun kalitesi yüksek. Fakat reklamın en çarpıcı yeri placebo testi bilgisi ve ekranın altındaki yıldızlı açıklamalar. Tüm açıklamalardan anlaşılanlar: “Placebo testi, ağırlıkla ilaç endüstrisinde kullanılırmış.” ve “İlk ve tek molekül derken, sadece haricen uygulanan ürünler arasında ilk ve tek molekülmüş zatı muhterem Aminexil.”

Placebo testi; birçok durumda bilimsel olarak açıklanamayan şeylerin destekçisi konumuna geçebiliyor. Bilimsel olarak açıklanamayan şeylerin de “bilimsel” olabileceği savını destekleyenler, bu gibi araştırma şekillerini özellikle tercih ediyorlar. Böylece de her türlü akla hayale gelmedik saçmalığı rasyonalize edip, bilimsel yaftasıyla pazarlayabiliyorlar.

Homeopati denen hurafe için birçok “kariyerli” bilim adamı da bu gibi testlere başvurmuştu ve bunlardan bir kısmı bilimsel olarak mantıksız bu iddianın, doğru olduğunu bile söylemişti. Fakat tabi ki işin sonunda şüpheciler haklı çıkmış ve kurallara uygun bir araştırmayla homeopatik suyun, normal sudan hiçbir farkı olmadığı kanıtlanmıştı.

Bu gibi “yandan geç” anlayışları; bilime gözle görülür zarar vermektedir. Ve bilim öğrettiğini iddia eden bazı üniversiteler bile; bu bilimdışı anlayışlara teslim olmuştur. Gerçek bilimle, çöplük bilim (junk science) arasındaki farkın anlaşılmasına çok ihtiyacımız var. Fakat ticari getiri için birçok şeyi göze alabilecek şirketler, bu ihtiyaca pek te hizmet etmiyorlar.

“Bu ürün şu etki ve etkileşimlerle insan ırkının saç tellerini ve köklerini güçlendirir.” demeyip te metafiziğin arka kapılarını kullanır gibi “İşte bulduk sonunda mucizevi molekülü. Tam olarak ne yaptığını bilmiyoruz ama placebo testi bize birşeyler yaptığını söylüyor.” gibi simyacı bir mantık ortaya çıkar, ki bu gibi işlerden zararlı çıkan insanlar her zaman çoğunluktadır.


Creative Commons License
İlyas Arslan Blog by İlyas Arslan is licensed under a Creative Commons Attribution-Share Alike 3.0 Unported License.