Seneler önce…
Merkezi sınavlardan biri… Sınıfta son hazırlıklar, sınav başlamak üzere…
İçeri giren sınav görevlisi; sıkılganca ve sessizce önde oturan başı örtülü kızın kulağına birşeyler fısıldıyor. Kız başındaki örtüyü çıkarıyor. Saçını açıp, sınavına giriyor. Görevli çıkarken: “Kusura bakmayın, ama biliyorsunuz kurallar…vb. vb. vb.”
Gören rahatsız, uygulayan sıkkın, uygulananın zaten saçı başı dağılmış…
“Böyle kanun, nizam, uygulama olur mu?” demeyin. Türkiye’de uygulandı işte.
Neyse ki başımızda devlet var. Rezilliğe el konuldu, durum incelendi. Ve “daha yeni” bir nizamname çıkarılıyor. Yetkin kişilerden biri kanuna fotoğraf koymak istedi, ve bir diğeri de dedi ki: “Düğüm mü, çengel mi; yönetmelikte tarif edilecek”. Siz anlayın artık halimizi…
İşte özgürlüğü devlet verirse, ahanda böyle “kol saati” tadında verir. Hatta verir gibi yapar. Eline yüzüne bulaştırır. Sonra da kimsenin anlayamayacağı kanunlarla işi örtbas eder…
Eşşek kadar kızlar, kadınlar; ne yaptıklarını bilirler. Başlarını nasıl bağlayacaklarını da bilirler, nasıl açacaklarını da!
“Kendi istediğin gibi değil de, bizim gösterdiğimiz gibi yap!” diyenler, saçmalıyorlar…
Peki şu soruları soranlar saçmalıyor mu?
- Siyasi simge olsa ne olacak?
- Toplumda uzlaşma olmasa ne olacak?
- Kamuda da özgür olsa ne olacak?
- Lisede de serbest olsa ne olacak?
- Cehalet, kör inanç veya şeriatçılık sebepli olsa ne olacak?
- KAFA, “ONUN” KAFASI DEĞİL Mİ?
Kimse tartışmayacak mı işin “özgürlükler” kısmını?
Yeterince “çoğunluk” olmayınca, özgürlükler elde edilemeyecek mi?
Genel ve medeni düzenlemeler yerine; hep böyle günlük, popülist değişikliklerle idare mi edilecek?
Bir yıl üç ay hapis cezası… Boru değil! Çok normalmiş gibi, kimsede çıt yok. İki tane cümle yüzünden, iç acıtıcı şekilde cezalandırılan Atilla Yayla da mı başını örtsün???